|
|
Yazarlarımız
Fas'ta koalisyon tartışmaları | Fas'ta koalisyon tartışmaları |
|
Fas’ta son seçimlerden sonraki koalisyon tartışmalarının tahliline geçmeden önce bu ülkedeki hâkim sistemin yönetim anlayışı üzerinde biraz durmanın yararlı olacağını düşünüyoruz. Fas, krallıkla yönetiliyor. Kral resmiyette "emiru'l-mu'minin" olarak adlandırılır. Ancak mevcut yönetim Batı yanlısı ve İslâmi ölçülerden uzak bir çizgidedir. Kral geniş yetkilere sahiptir. Hükümet kral tarafından tayin edilir. Parlamentonun kabul ettiği kanunları veto etme ve gerek gördüğünde referanduma gitme yetkisi vardır. Siyasi partilerin kurulması tamamen kralın iznine bağlıdır. Dolayısıyla bazı İslâmî oluşumların siyasi parti kurması kral tarafından özellikle engellenmektedir. Üyeleri seçimle belirlenen 333 sandalyeli parlamentosu var. Ancak parlamentonun yasama yetkisi sınırlıdır ve kralın veto ettiği bir kanun tasarısını yeniden görüşüp kabul etme hakkı yoktur. Bu bilgiler aslında parlamentonun bir yasama ve sivil yönetimi oluşturma meclisinden ziyade kraliyet rejimine yarı demokratik bir kimlik kazandırmak amacıyla oluşturulmuş Danışma Meclisi vasfı taşıdığını ortaya koyuyor. Fakat parlamentoda en fazla sandalye elde eden partinin genel başkanına hükümeti kurma görevinin verilmesi bir gelenek halini almıştır. AKP’nin son seçimlerde birinci parti olamaması rejimin işte bu geleneğini kurtarmıştır. Zira onun birinci parti olması, kralın da hükümeti kurma görevini onun genel başkanına vermesi durumunda diğer partiler onunla koalisyona gitme ihtiyacı duyacaklardı. Şimdi böyle bir zorunluluk kalmamıştır. Bu yüzdendir ki bazı siyasi partiler AKP ile koalisyonu kesin olarak reddederken bazıları biraz ihtiyatlı konuşma gereği duyuyorlardı. Ama şimdi parlamentoda birinci olan ve hükümeti kurma görevi alacağı tahmin edilen İstiklal Partisi de dâhil parlamentoya girebilen tüm siyasî partiler bu konuda daha rahat konuşabiliyorlar. Bu itibarla muhtemelen seçim hilelerinin ana hedefi de İslâmî temayülün desteklediği bir siyasi partinin birinci olmasını engellemekti ve bu da başarılmıştır. Niçin böyle olduğunun anlaşılabilmesi için parlamentoya giren partilerin kısmen tanınması ve çizgilerinin anlaşılması yeterli olacaktır. Diyebiliriz ki bu partiler içinde İslâmî çizgiyi temsil eden Adalet ve Kalkınma Partisi bir cepheyi, diğerleri de bir cepheyi oluşturmaktadırlar. Zaten bunların birçoğu daha önceki hükümetlerde Demokratik Blok adını verdikleri bir ittifak oluşturmuş ve sonraki dönemlerde de hükümet kurma konusunda birbirlerinin çıkarlarını gözetmek, ortak hareket etmek üzere aralarında anlaşma yapmışlardı. Tabii bu anlaşmaya destek veren tüm siyasi partilerin sürekli bağlı kalacağının garantisi yok. O bir menfaat anlaşmasıdır. Politik akımlar menfaatlerini başka yerde gördüklerinde daha önce kabul ettikleri anlaşmaları bozmakta zorluk çekmezler. Ama bir partinin siyasi çizgi ve anlayışta kendine daha yakın gördüğü siyasi partilerle ittifak sağlaması, birlikte hareket etmesi hem menfaatine daha uygun, hem de programını uygulaması konusunda daha kolaylaştırıcıdır. Bazı yorumcular İstiklal Partisi’nin Demokratik Blok Anlaşması’nı bozabileceğini söylüyorlar. Fakat biz buna pek ihtimal vermiyoruz. AKP birinci parti olsaydı bunu yapabilirdi. Öyle olmayınca artık gerek duymayacaktır. Neden? Çünkü ülkedeki seçim sistemi gereği hiçbir siyasi parti tek başına iktidarı elde edemeyince cephelerin işi kolaylaşıyor. AKP’nin tek başına bir cephe olması parlamentoya giren diğer partilerin kendi aralarında işbirliği yapmalarını ve koalisyona gitmelerini kolaylaştırmaktadır. İstiklal Partisi genel başkanının seçim öncesinde daha ihtiyatlı konuşmasına rağmen seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra: “AKP ile koalisyona gitmek mantıkî olarak uzak bir ihtimaldir” demesi de bundan kaynaklanıyor. Bu arada şunu da ifade edelim ki Fas’ta İslâmî temayüldeki bir siyasi parti hükümete girse bile bu, ülkenin genel yapılanmasında ve özellikle dış politikasında fazla etkili olmayacaktır. Avrupa’yla İslâm coğrafyasının Kuzey Afrika bölgesi arasındaki temas noktasında yer alan Fas’ta özellikle dış politikanın tamamen kralın inisiyatifinde olması ve halkın iradesini temsil edecek siyasi oluşumların doğrudan etki etmelerinin önlenmesi Batılı güçlerin de tercihidir. Özellikle İslâm dünyasındaki İslâmî yükselişin siyasi mekanizmaya etkisinin görülmesinden sonra dünyadaki global yapılanmayı ilgilendiren kapıların anahtarlarının halk iradesini temsil edeceklere teslim edilmemesinde daha ısrarlı davranılmaya başlandığı hissediliyor. Vakit Gazetesi |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Totals Top 10 | ||
![]() | 60 % | Turkey |
![]() | 11 % | United States |
![]() | 5 % | United Kingdom |
![]() | 4 % | Cambodia |
![]() | 3 % | Germany |
![]() | 3 % | Sweden |
![]() | 2 % | China |
![]() | < 1.0 % | France |
![]() | < 1.0 % | Russian Federation |
![]() | < 1.0 % | Brazil |